‘Uluslararası Kamu ve Yerel Yönetim Finansmanı’ İstanbul’da masaya yatırıldı 02.02.2007

“4. Uluslararası Kamu ve Yerel Yönetim Finansmanı Kongresi” Devlet Bakanı Ali Babacan ile Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın katılımıyla İstanbul’da başladı. Toplantının açılışına yerel yönetimlere daha fazla kaynak ayrılması konusu damgasını vurdu.

Dexia’nın liderliğinde her yıl farklı bir ülkede düzenlenen Uluslararası Kamu ve Yerel Yönetim Finansmanı Kongresi’nin dördüncüsü bu yıl Denizbank’ın ev sahipliğinde İstanbul’da başladı. Taksim’deki Hyatt Regency Otel’de düzenlenen kongreye ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan ve Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın yanı sıra, Denizbank Hizmetler Gurubu Başkanı Hakan Ateş, Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Vekili Turan Erol ile yerel yönetim ve finans dünyasından çok sayıda yerli ve yabancı temsilci katıldı.  

 

Ali Babacan; “Kapsamlı bir yerel yönetim anlayışını uygulamaya başladık”  

Kongrenin açılışında konuşan ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan Türkiye’nin son dört yıldır çok önemli bir transformasyon sürecinden geçtiğini, siyasi ve ekonomik dönüşüm konusunda yapılamaz denenleri yaptıklarını belirterek, “Türkiye pek çok kişinin hayal bile edemeyeceği noktaya ulaştı. AB’ye aday ülke olarak kalmadı müzakere sürecine başladı. Artık Türkiye öngörülebilir, bundan 5-10 sene sonra nasıl bir Türkiye cevabının verilebildiği bir ülke. Bakıyorlar ki bu ülke yatırım yapılabilir ve kredi verilebilir bir ülke. Bu nedenle dünyadan Türkiye’ye çok ciddi bir sermaye akımı oluyor. Geçen sene 20 milyar dolar doğrudan sermaye yatırımı gerçekleşmiştir” dedi.     

 

Türkiye ekonomisinde son dört yıldır uyguladıkları sistem ve yapısal reformların ülkemizin ekonomisinin artık çok farklı bir kategoride değerlendirilmesini sağladığını vurgulayan Bakan Ali Babacan, şöyle konuştu; “Çok kısa bir sürede kamu finansmanında ciddi bir gelişme gösterdik. Faiz dışı fazla yüzde 6,5’luk hedefimizi ve borç stokumuzu tüm kamu sektörünü dikkate alarak hedefliyoruz. Türkiye’nin borç stoku 2001’de yüzde 91’di. 2006’da yüzde 50’nin biraz altında bir rakamla kapatmış olacağız.  Türkiye bütçe açığında ve toplam borç stokunda henüz AB üyesi olmadan bu kriterleri yakalamış bir ülkedir. Hızla büyüyen ekonomimizin ve özel sektörümüzün gelişmesi için gereken altyapı ihtiyacı da hızla artmakta. Bu yatırımlar ekonomimizin gelişip gelişmemesi açısından da çok önemlidir. 75 milyonluk nüfusumuzun nerdeyse yüzde 65’i şehirlerde yaşıyor. Bu da şehirlere altyapı ve katı atık gibi birçok alanda çok ciddi yatırımlar gerektiriyor. Birçok şehrimizin çok ciddi yatırımlara ihtiyacı var. AB sürecinde çevreyle ilgili de çok ciddi yatırımlar yapmamız gerekiyor. Çevre Bakanlığı’nın hesabına göre Türkiye’nin 20 yıllık plan çerçevesinde 70 milyar euro çevre yatırımına ihtiyacı var. Bunun 51 milyar eurosu Çevre Bakanlığı olarak su ve atıksu yatırımı olarak planlanıyor. Kapsamlı bir yerel yönetim anlayışını basamak basamak uygulamaya başladık. 2005 yılında çıkardığımız belediye kanunu ile belediyelerimizin yetkileri arttı. Bütçe ve borçlanmalarıyla ilgili kısıtlamalar getirildi.”  

 

İller Bankası yeniden yapılandırılarak belediye gelirleri arttırılacak...  

Beklenen Belediye Gelirleri Kanun Tasarısı’nın TBMM’nin gündeminde olduğunu ve 2008 yılında kanunlaşacağını ifade eden Ali Babacan, “Belediyelerimizin finansal kaynaklara daha rahat erişimini sağlamak için İller Bankası’nı yeniden yapılandırıyoruz. İller Bankasının Yatırım Bankacılığı yapan bir kalkınma bankası gibi çalışmasını sağlayacağız. Bu önlemlerle belediyelerin kendi kendilerine yeter bir mali yapıya kavuşmalarını hedefliyoruz. Borçlanma maliyeti düştü vadeler uzadı ve kamu ile özel sektörün kredi piyasası artık olumlu. 2400 belediye ile yeniden yapılandırma anlaşması imzalayarak 10 yıldır bekleyen borç alacak yapısı belli bir plana oturtuldu, takvime bağlandı ve ciddi miktarda da tahsilatlar yapıldı” diye konuştu.     

 

Başkan Topbaş; “Özel sektörle dev projelere imza atmaya hazırız…”  

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da Türkiye’nin hızla kalkındığını ve bu kalkınma sürecinde yerel yönetimlerin payının çok büyük olduğunu belirterek, “Ülkelerin kalkınmasında yerel yönetimler çok önemlidir. Konfüçyüs´ün meşhur bir ifadesi var. ‘Yakın kolay uzak zor yönetilir’ Yani bölgesel problemleri orada yaşayan insanlar daha iyi bilir.  Bundan dolayı Hükümetimiz ve yerel yönetimlerden gelen Başbakanımız aldıkları reform niteliğindeki kararlarla yerel yönetimlerin yetkilerini oldukça arttırdılar. İnanıyorum ki bu hamle devam edecek. Türkiye’nin yakaladığı kalkınma sürecinin devam etmesi için altyapı yatırım süreci devam etmelidir” diye konuştu.     

 

Altyapı hizmetlerinin hızla sağlandığı ve bu konuda da küresel rekabetin yaşandığı bir dünyada bu sorunları geleneksel yatırım boyutuyla çözmenin mümkün olmadığının altını çizen Başkan Kadir Topbaş, “Çünkü ihtiyaçlar ve sorunlar büyüdü ve farklı talepler ortaya çıktı. Bu talepleri karşılamak için büyük yatırımlar gerekiyor. Bu boyuttaki yatırımları kentlerde yaşayan insanların kendi kaynaklarıyla karşılaması mümkün değil. Belediyelerin bütçesi buna yeterli değil. 50 yılda 13 milyon göç alan ve şu anda 14 milyonun üstünde nüfusa sahip İstanbul, Avrupa’nın 21 ülkesinden daha büyük. Bu hızlı ve plansız büyümenin sonucunda başta ulaşım olmak üzere birçok sorun oluştu” dedi.  

 

“Yeni finans yöntemlerine ihtiyacımız var…”  

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak sadece ulaşımı rahatlatmak adına 2011 yılı sonuna kadar takriben 15 milyar dolar civarında olması gerekiyor. Sadece ulaşım adına bu yatırımı yapacağız. Burada suyu, çevreyi, katı atığı, deprem riski taşıyan bölgelerin dönüşümü ile kentsel dönüşümden bahsetmiyorum” diyen Kadir Topbaş, sözlerini şöyle sürdürdü; “Tabi bu yatırımları geleneksel finans yöntemleriyle karşılamak mümkün değil. Finansman sorununu aşmamız için özellikle Amerika ve AB’de uygulanan bir dizi modelden istifade etmemiz gerekir. Bunların başında da gelirlerin menkul kıymetlere çevrilmesine dayanan mekanizme gelmekte. 1980’li yıllarda kullandığımız gelir ortaklığı senetleri bunun örneğidir. Arkasında düzenli bir nakit akışı bulunan bu kaynakların cazip bir yatırım aracı olarak modellenmesi de mümkündür.  Bunun açık göstergesi ABD’nin kaynaklarını menkul kıymet olarak ortaya koymak suretiyle bu modelle 2006 yılında takriben 178 milyar dolar finans sağladığıdır. Diğer bir modelde ortaklığa dayalı olandır. Bu modelin esası ise altyapı tesisinin bir gayrimenkul yatırım ortaklığı ve sermaye piyasasında halka arzı ya da gayrimenkul yatırım fonuna dönüştürülerek halka arz edilmesidir.”     

 

Batı ülkelerinde kamu altyapı yatırımlarının mali piyasalar içinde daha çok sermaye piyasası araçlarıyla finanse edildiğine dikkat çeken Başkan Topbaş, “Bu nedenle belediye tahvillerinin Türkiye’de finansman aracı olarak kullanılmasının yerel yönetimlerimizi rahatlatacağı açıktır. Şirketlerin halka arzı yoluyla bireysel tasarruf sahiplerinin karlı şirketlerin gelirlerine ortak olması da bir finansman yönetimidir. Bu yöntemle yeni yatırımların ve büyümenin önü açılmış olacaktır. Bu nedenle biz karlı şirketlerimizi halka açmak istiyoruz. 22 şirketimiz var, bir kısmının yurtdışında işleri ve deneyimleri var. Bundan dolayı biz Büyükşehir Belediyesi olarak bazı şirketlerimizi satmak, bazılarını da halka arz etmek için çalışma başlattık. Büyükşehir Belediyesi olarak özel sektörle her alanda dev projelere imza atmaya hazırız. Bunu her platformda dile getiriyorum. İDO’ya gemi alımında yaptığımız yaklaşık 66 milyon dolarlık kredi anlaşması bunun en somut bir örneğidir ki, belediyemizin kredibilitesinin yüksek oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu ülkemizde kullanılan en düşük maliyetli finansman paketidir” şeklinde konuştu.  

 

“İstanbul’un dünya kentleriyle rekabet etmesi için kaynağa ihtiyacı var…”  

Kentlerin yarıştığı global bir dünyada İstanbul’un da yarışa çıktığını ve kendini hissettirmeye başladığını vurgulayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, konuşmasını şöyle sürdürdü; “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin konsolide bütçesi 10 milyar dolar civarında. Altyapı yatırımlarını bitirmiş olan Moskova’nın 35, Londra’nın 20 milyar, New York’un 53 milyar dolar civarında. Dünya şehirleriyle rekabet eden, ancak o imkanlara sahip olmayan bir İstanbul’dan bahsetmek istiyorum. İstanbul’un genel bütçeden aldığı payı arttırarak İstanbul’u daha ileri bir noktaya taşıyabiliriz. Tabi merkezi yönetimlerin yerel yönetimlere kaynak aktarmada biraz cimri olduklarını ifade etmek istiyorum. Çünkü göreve geldiğimiz 2004 yılı Mart’ından bu yana yerel yönetimlerin gelirlerini arttırmak için bir kanun düzenlemesi yapılmaktaydı. Ancak bu konudaki kanun tasarısı Bakanımızın ifadesiyle seçimlerden sonraya kalmıştır. Artık mal, hizmet ve sermayenin dolaşımında yepyeni bir dönem başladığını birlikte görmekteyiz. Bu dönemde kamusuyla özel sektörüyle yeni duruma adapte olmak zorundayız. Özel sektörün karlılık anlayışıyla kamu sektörünün hizmet etme anlayışını birleştirerek etkili yatırımlar yapmak durumundayız. Bu kongreyle aramızdaki dili daha çok netleştireceğimize inanıyorum. Bu kongrenin İstanbul ve Türkiye’deki yerel yönetimler için yeni finans modellerini ortaya çıkartacağına inanıyorum.”